MUTFAK GÜNCESİ

Ad:
Konum: izmit, Turkey

İletişim: mutfakguncesi@gmail.com

Pazartesi, Şubat 19, 2007

YE#19-KEK

Portakal Muhallebili ve Fındıklı Kek


Bu ayki yemek etkinliğinin konusu kek ve evsahibi etkinliğin adına yakışan bir site, KEKEVİ.

Çocuklu hanımlar, özellikle çocukları sabahları iştahsız olup, kahvaltıda onlara ne yedireceklerini şaşıranlar, kekin ne kadar harika birşey olduğunu çok iyi bilirler. ''Hiç birşey yemek istemiyorum beeen'' diyerek kahvaltı sofrasındaki yumurtaya, peynire isteksizce bakan çocuğa bir dilim kek ve bir bardak süt içirebilirseniz kendinizi şanslı sayıp, gönül rahatlığıyla okula yolcu edersiniz.

Bu etkinlik için değişik bir kek yapma umuduyla, genellikle keklerin üzerine döktüğüm muhallebiyi bu kez içine koyup öyle pişirdim. İçindeki portakal muhallebisi ile hem kekin portakal aroması arttı, hem de oluşan yumuşak doku sayesinde jöleli hazır topkeklere benzedi.

Malzemeler
(24-26 cm lik kelepçeli kalıp için)

3 yumurta
1 su bardağı tozşeker
1 çay bardağı portakal suyu
1 çay bardağı sıvıyağ
1 paket kabartma tozu
2 su bardağı un
1-2 çay kaşığı portakal kabuğu rendesi

Muhallebisi için;
1 su bardağı portakal suyu
3 yemek kaşığı tozşeker
1,5 yemek kaşığı nişasta

Üzerine; 1 çay bardağı iri çekilmiş fındık

Yapılışı

Önce muhallebiyi hazırlayıp ılınmaya bırakın. 1 su bardağı portakal suyuna, nişasta ve şekeri ilave edip, karıştırarak pişirin. Kabuk bağlamaması için arada bir karıştırarak ılıtın.

Yumurtaları şeker ile birlikte mikserle, yüksek devirde 3-4 dakika çırpın. Diğer malzemeleri ekleyip, düşük devirde topak kalmayıncaya kadar karıştırın. Kenarları yağlanmış, altına pişirme kağıdı serilmiş kalıba dökün. Ilınmış olan muhallebiyi de kaşık yardımıyla kekin üzerine bu şekilde dökün. Üzerine fındık serpin ve 170 derece fırında pişirin.

Not: Muhallebinin kıvamının oturması ve kek ile iyice bütünleşmesi için keki dilimlemeden önce mutlaka 2-3 saat dinlendirin.



*** Tefekkür Yazıları güncellenmiştir.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

TASARRUFLU HAYAT


Çevreci bilimadamlarının yıllardır uyarmaya çalıştığı ancak kapımıza dayanınca ciddiyetini anladığımız küresel ısınma ve susuzluk haberlerini okuyorum-izliyorum basından. Ve izledikçe dünyayı nasıl bu hale getirebildiğimizi görüp, üzülüyorum.

En azından bundan sonrası için, bireysel planda üzerimize düşenleri yapmalı ve daha duyarlı olmaya çalışmalıyız, hem varolan kaynakları tasarruflu kullanma, hem de kaynaklarımızı geliştirme ve iyileştirme konusunda. Birtek ben ne yapabilirim ki diye düşünmemek gerekiyor. Bir kişinin bile yapabileceği birşeyler mutlaka vardır. Dikilen bir ağaç, kirletilmeyen, korunan her su kaynağı gelecek adına çok şeyi değiştirebilir.

Evimizde bu konuda neler yapabileceğimizi, üzerimize düşen vazifeleri konuştuk çocuklarımızla. Özelde su tasarrufu, genelde bütün kaynakların tasarruflu kullanılması hususunda daha hassas davranmak için kararlar alıp, uygulamaya başladık.

-Artık muslukları düşünmeden açmıyoruz, gereksiz yere akmaması için azami dikkat gösteriyoruz.

-Vanayı biraz kısıp, tazyik yüzünden israf olan suyu önlemeye çalışıyoruz.

-Sıcak su musluğunu açtığımızda şofbenden sıcak su gelene kadar akması gereken suyu boşa akıtmıyoruz. (Banyoda temiz bir kova bulundurup ona dolduruyoruz. Bu su, yer silme, bitki sulama ya da balkon yıkama gibi işlerde değerlendirilebilir)

-Temizlik için kullanılan ağır kimyasal deterjanların kullanımını minimuma indirmeye çalışıyoruz. (temizlik için kullanılan kimyasallar, su kaynaklarının kirlenmesi ve suda yaşayan canlıların olumsuz etkilenmesi konusunda büyük bir paya sahip, hatta bir belgeselde balıkların genetik yapılarının bozulmasına bile sebep olduğunu izlemiştim)

-Mutfakta yiyecek israfı olmaması için daha fazla hassasiyet gösteriyoruz. (kuraklık ve kıtlığın ne kadar acı olduğunu çocuklara anlatmak için Afrika'nın durumuna bakmak yeterli)

-Kağıt, cam, vs.. gibi geri dönüştürülebilen atıkları biriktirip bu atıkların toplandığı kutulara götürüyoruz.

Bu liste herkesin yaşam koşullarına, tüketim alışkanlıklarına göre dahada uzatılabilir kuşkusuz. Bu konuda tek bir kişinin bile atacağı olumlu adımları küçümsememek lazım. Unutmayalım ki toplumlar o bir kişilerden oluşuyor.

Cuma, Şubat 09, 2007

MAYALI POĞAÇA


Mayalı hamurlarla uğraşmayı çok seviyorum. Geçen hafta çocuklara kahvaltı için birşeyler hazırlarken, süt-maya-un ile hazırladığım normal mayalı poğaça hamurunu, Sevgili Derya'nın midye çöreğinin yapım tekniği ile birleştirip bu poğaçaları yaptım. Çıtır çıtır ve süngerimsi, harika birşey oldu. Daha sonra 2-3 kez daha yaptım, her seferinde, pişer pişmez kapışılan, çok güzel poğaçalar çıktı ortaya.

Malzemeler

1,5 su bardağı ılık süt+su karışımı
2 tatlı kaşığı instant maya veya 15 gr yaşmaya
2 çay kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
1 yumurta(akı hamurun içine, sarısı üzerine)
Aldığı kadar un (yaklaşık yarım kg)
100 gr erimiş tereyağ veya margarin

içi; isteğe göre peynir, zeytin, patates vs...

Yapılışı

Hamur malzemelerini bir kaba alıp, un ekleyerek, ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurun. Kabarmasını beklemeden masanın üzerine alıp, 4 parçaya bölün. İlk parçayı -un serperek- 30-40 cm çapında açın. Kenara alıp, üzerine erimiş yağdan sürün. İkinci parçayı da açıp, yağlanmış olan parçanın üzerine koyun ve ona da yağ sürün. Hamurun yağı biraz çekmesi için 10 dakika bekleyin.(beklemeden rulo yapılırsa yağlar dışarı sızar) Ve hamurları ucundan başlayarak rulo şeklinde sarın. Buzdolabına koyun. Diğer 2 beze için aynı işlemi uygulayın.

Buzdolabında bekleyen ilk koyduğunuz hamurları 10-15 dakika sonra çıkarıp 3-4 cm eninde dilimleyin. Her parçayı elinize alıp iki ucunu büzerek tekrar beze haline getirin. Oluşan minik bezeleri elinizle genişletip, içine peynir koyup poğaça şeklinde kapatın. (kullandığım peynir biraz yağlı olduğu için hamurun kapanma yerini pide gibi üst kısma getirdim ki, pişerken peynirler eriyip tepsiye akmasın) Yağlanmış tepsiye dizip, yarım saat ılık bir yerde mayalandırın. (mayalandırma işlemini fırını hafif ılıtıp tepsiyi fırına koyarak yapıyorum) Üzerine yumurta sarısı sürüp ve susam serpin ve 180 derece fırında pişirin.




Salı, Şubat 06, 2007

KIYMALI KARNIBAHAR



Sıradan bir kış yemeği karnıbahar biliyorum, belki tarifini yazmak gereksiz ama mutfakta yeni tarifler deneyip, fotoğraflar çekip, geniş zamanlar geçirme fırsatım hala yok. Acele tarafından pasta-börek tarzı şeyler yapsamda fotoğraf çekmeye fırsatım olamadan hepsi yenmiş bitmiş oluyor.Geçen hafta 2 kez yaptığım, çok güzel bir poğaça tarifi var, hatta katmer poğaçayı aratmayacak kadar güzel olduğunu söyleyebilirim, ama her seferinde fotoğraflayamadan bitti. İnşallah ilk fırsatta yazmak istiyorum o poğaçayı. Ama bugünlük sadece kıymalı karnıbahar tarifi var.

Malzemeler

1 küçük karnıbahar
2 tane havuç
3-4 yemek kaşığı sıvıyağ
100 gr kıyma
1 baş soğan
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 çay kaşığı biber salçası (tercihe göre acı olabilir)
1 yemek kaşığı limon suyu

Yapılışı

Karnıbaharı parçalara ayırıp, yıkayın. (ben vitamin kaybı olmasın diye yapmıyorum ve tavsiye de etmiyorum ama karnıbahar kokusundan çok rahatsız oluyorsanız, kaynayan limonlu suya karnıbahar parçalarını 1-2 dakika atıp-çıkarabilirsiniz)

Soğanı yemeklik doğrayıp sıvıyağda kavurun. Kıymayıda ekleyip kavurun. Salça ve yuvarlak doğranmış havuçları ilave edip kıyma ile birlikte 1-2 dakika soteleyin. Karnıbaharı, tuzu ve limon suyunu ilave edip, karıştırın. Tenceredeki malzemenin yarısına gelecek şekilde sıcak su ekleyin, kısık ateşte yumuşayana kadar pişirin. (karnıbahar çok çabuk eriyebilen bir sebze, pişme sırasında sık sık kontrol edin)